HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ 10

Abone Ol
HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ 10 HACI SADULLAH AĞA Takriben 1720 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde doğan Hacı Sadullah Ağa’nın babası Fatih Camii başmüezzini  Hafız Kerim Efendi’dir.Sesinin güzelliğini babasından alan Hacı Sadullah Ağa, daha pek genç yaşta iken Enderun’a alınır. Sultan III. Selim’in zamanında Enderun’da en parlak dönemini yaşar. Enderun hocalarından faydalanarak musiki kültürünü artırır. Öte yandan Arapça ve Farsça öğrenir.Enderun’un en yüksek rütbelerinden bir olan musahibliğe getirilir. Sultan III. Selim bu değerli bestekarı sever ve sayar. Öyle ki, Sarayda bir daire Saray dışında, bir konak ihsan edilir.Kültürlü, sözü sohbeti yerinde aynı zamanda yakışıklıdır. Ciddiyeti ve musikideki ustalığı III. Selim’i de etkiler. Bir gün padişahin hemşiresi Beyhan Sultan, kendi saraylılarını yetiştirmek, onlara musiki eğitimi vermek için birederinden usta öğretici ister.Bunun üzerine padişah Sadullah Ağa’yı gönderir.Haftada iki gün Beyhan Sultan’ın Sarayı’nın görkemli divanhanelerinin birinde musiki faslı başlar.Narin, ürkek, edalı, Çerkez güzelleri hocalarının karşısına dizilirler. Hoca’nın geçtiği eserleri billuri sesleriyle okurlar. Ders bitinde kendi görev yerlerine dağılırlar. Sadullah Ağa bir gün hep beraber yükselen billuri ahengin bir köşesinde kırık bir ses sanki ağlayan bir nağme hisseder. Bunun sebebini bulmak için o tarafa baktığında kendine baygın bakan bir çift ela göz ile karşılaşır. Sanki bu gözlerde musiki ile birleşerek konuşan öyle hürmetkar ve meftun bir mana bir ümitsiz hasret çeken ve özleyen bir güzel vardır ki, Hoca neye uğradığını şaşırır. Gözlerini başka tarafa çevirir fakat bu durumun tesirinde kalır. Bu durum musiki çalışmasına gelen hanendelerin meraklı bakışlarından kaçmaz.Hocayı candan seven Çerkez güzelinin hal ve hareketleri kendini ele verir.Kuytu köşelerdeki sıkı kafesler arkasına gizlenmiş meraklı gözler, bu iki temiz ruhun da derinliklerine nüfuz eder. Bu iki aşıkın sırlarını pek çabuk yayarlar. Bunun üzerine Beyhan Sultan, Sadullah Ağa’yı saraydan uzaklaştırır, derslere son verir. Hiddetinden Sadullah Ağa’yı öldürmesi için Padişah’a rica eder ve ısrarını sürdürür. Padişah, musahibin günahsızlığına inandığı kadar kıymetini de bildiği için hemşiresine muvafakat eder gibi davranır. Fakat el atından Sadullah Ağa’nın bir tarafa gizlenmesini emreder. Aradan günler haftalar geçer. Zavallı Sadullah Ağa, gizli köşelerde geçen yalnız ve mahrum günlerinin eseri olan bestelerinin birinde , Gönlümü aşüfte kılan sevda senin, sen benim Ah benim canım canım, ah cananım, Mihribanım Ah sen benimsin, sen benim. İçi yanarak kendine teselli aradığı hicranını seslendirir.Bir Ramazan gecesi Topkapı Sarayı’nın (Hünkâr Sofrası) musiki üstatlarının musiki icrası sırasında dileyiciler arasında bulunan Beyhan Sultan, Sadullah Ağa’nın boş bıraktığı yeri içi acıyarak görür. Teessürünü yenemeyerek padişaha “Ah Aslanım, Sadullah kulunuza pek yazık oldu, yokluğu ne kadar belli oluyor” diye pişmanlığını dile getirir. Bu fırsatı bekleyen Sultan III. Selim, “Üzülmeyin hemşire, ben sizin nadim olacağınızı bildiğim için, Sadullah’ı sakladım. Madem ki pişman oldunuz, şimdi şanımıza düşen mükafatı o zavallıya ihsan edin.”  Deyiverir.Nihayet Beyhan Sultan’ın muvafakatıyla güzel Çerkez kızı azat edilerek bu iki sanatkâr birbirleriyle evlenir. Sultan III. Selim döneminin en kudretli bestekarı Hacı Sadullah Ağa, Arazbar Buselik makamında bir kar beste ve yürük semai, Hicaz makamından beste ve yürük semai (Nideyim sahnı çemen seyrini cananım yok), Bayati Araban makamında iki beste , Ağır Semai ve Yürük Semai bestelemiştir. Eserlerinin büyük bölümü padişaha methiyedir ve ona sunulmuştur.III. Selim’le bir ekol oluşturmuştur. KAYNAK: Dr. Nazmi Özalp- Türk Musikisi Tarihi (1. Cilt) -Devam Edecek-