TOLSTOY’LA BERABER

Abone Ol
TOLSTOY’LA BERABER Lev Nikolayeviç Tolstoy, dünya tarihinin en iyi yazarlarından biridir. Aristokrat bir ailede Rusya‘ da dünyaya gelmiştir. İki yaşındayken annesini, dokuz yaşındayken babasını kaybeden Tolstoy, kardeşleriyle birlikte akrabalarının yanında büyür. Üniversite gider fakat devam etmez, asker olmaya karar verir. Kırım Savaşı’na katılır ve buradaki cesareti onu teğmenliğe yükseltir. Fakat savaşta hayatını kaybedenlerin sayısı dehşete onu düşürdüğünden askerlikten ayrılır. Savaşın kalbinde bıraktığı izler, Kafkasya’da tanık olduğu fakirlik ve askerlik döneminden sonra çıktığı Avrupa seyahatleri, Tolstoy’u dünyaca ünlü yazar yapacak olan hayatından kesitlerdir. Onu ruhani bir anarşist yapacak olan bu deneyimler, mütevazi hayatının başlangıcı olur. Evlenir ve ayrıcalıklı bir yazar olmak yerine, tüm servetini yoksul Rus köylüsüyle paylaşıp onlarla birlikte köyde yaşamaya başlar. Giydiği kıyafetleri bile kendi diken, bir açıdan yoksul üretme açısından ise oldukça zengin bir hayat sürer. Bu tutumunu şöyle şu sözleriyle açıklar; “Neşe ancak, kişinin başkalarının hayatlarına hizmet edebildiğinde mümkün olur.” “İnsanlar kendileri ve ferdi saatleri dışında bir amaca hizmet ettiklerinde gerçek neşeyi tadabilirler.” “Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.” Bu sözler hayatının büyük bir bölümünü yaşama şeklini özetler. Yıllar içinde, onüç çocuğu olur, beşini küçük yaşta kaybeder. Kendisi ise  82 yaşındayken, 1910 yılında hayata veda eder. Polis, cenazesine katılmak isteyenlerin ulaşımı sınırlandırmak ister fakat binlerce köylü cenazesinde sokakları doldurarak onu uğurlarlar. “Hayatın tüm anlamı insanlığa hizmet etmektir” diyen Tolstoy, 1902'den başlayarak dört yıl üst üste Nobel Edebiyat Ödülü'ne ve 1901, 1902 ve 1909'da Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmiştir. Hiç Nobel Barış Ödülü kazanmamış olması yıllarca tartışma konusu olmuştur. Belli bir zümreye dahil olmayı seçmemiş, insancıl ve doğru yaşamaya çalışan bir çok başarılı sanatçıya verilmeyen bu ödülü alamamış olması bence gittiği yolun doğruluğunun göstergesidir. Bazen kazanamadığınız ödüller,  kazancınız olur doğru bakanların gözünde. Savaş ve Barış, Anna Karenina en önemli eserleridir. Anna Karenina eserini yazışı ve yazdıklarının ne kadar içten, duygu dolu oluşunu anlatan bir hikayesi de vardır; Bir sabah Tolstoy, aynı zamanda yardımcısı olarak çalışan eşine benim odama girme demiş. Eğer çok önemli bir şey olursa sadece kapıyı çal. Tolstoy'un kapısına getirdiği yemekleri yemediğini farkeden eşi, kapıyı çalmış ama konsantrasyonunu bozmamak için içeri girmemiş. Fakat bir kaç gün sonra endişelenerek odaya girmiş. Tolstoy’u odada yatar halde bulmuş. Ve ağladığını görmüş. Omzuna dokunup ne oldu diye sormuş endişe içinde. " Anna Karenina öldü!" diyerek cevap vermiş Tolstoy. O gün Anna Karenina eserini bitirdiği günmüş… Hissetmeden yazamazsın, bu yüzden tek bir satır bile iz bırakır onu okuyanda. Yazarlar hislerle içleri dolup taşmış, taşan hisleri eserlerini yaratmıştır. Yazarların hayatını okumak beni ağlatır. Çünkü yaşadıkları ne olursa olsun, çok hissetmek her şeyi şiddetle hissetmek ağırdır. Her yaratılanın taşıdığı bir yükü vardır hayatta, hissetmekte yazarların yüküdür. Hem hediyesi, hem yüküdür. Tolstoy,  Anna Karenina’ya ağlar, sen Tolstoy’la beraber…