BULMACA
Yunan mitolojisinde mutluluğa dair bir hikaye vardır;
Tanrılar, insanlar mutluluğu arasın ve böylece değerini bilsin diye onu saklamaya karar verirler.
Biri der ki;
“Göklerde en uzak noktaya saklayalım.”
Diğeri;
“Denizin en derin yerine.”
Başka bir Tanrı;
“Ormanın en kuytusuna saklayalım.” diye belirtir.
Ve sonunda hepsinin onayını alacak olan şu öneri gelir bir Tanrı’dan;
“İçlerine saklayalım. Oraya bakmak akıllarına gelmez.”
Muhtemelen aynı kararı, mutsuzluğumuz içinde vermiş olmamalılar. Öyle ki mutsuzluğumun ya da mutluluğumun nedenini dışarda arasam da sonunda içimde buluyorum. Şöyle ki gerçekleştiğin de beni mutlu edeceğini sandığım bir çok şey hayalkırıklığı yaratıyor. Veya mutsuz edeceğini düşündüğüm koşullar için de rahat ettiğim zamanlar oluyor. Bu demek oluyor ki dışardan bir şey değil bunları belirleyen. Sanırım hislerim içimde benim onları farketmemi bekliyor.
Yunanlılar Tanrı demişler, her birine bir görev vermişler. Siz isterseniz melek diyin, inancı olmayan başka bir isim versin, kim ne derse desin ne farkeder. Kelimeler mi takılmamız gereken, içeriği mi kelimelerin. Hisler yerleştirmişler mi içimize biri, birileri.
Bana göre O…
Bu hisleri nasıl yöneteceğimi bilmiyorum ne yapacağımı onlarla. Genelde kötü olanlarından kaçmaya çalışıyorum, iyi olanını yakalamaya.
Peki ne diye verildiler bana?
Bir tek mutluluğumu farketmeliyim?
Gene başladı sorular…
Bu hikayeye bağlanabileceğim bir hikaye daha var. Belki birlikte bir bulmacayı çözmemizi sağlar.
Bir adam namaz vakti geldiğinde dışarıdaymış. Kuytu yer bulup namaza durmuş. O sırada sevgilisiyle buluşmaya giden bir genç adamın önünden koşarcasına geçmiş. Buna sinirlenen adam namazını bölüp gence seslenmiş;
“Ne yaptığını sanıyorsun, önümden geçip namazımı böldün. Ne saygısız şeysin sen!”
Genç sesi duyunca durmuş;
“Kusuruma bakma amca, sevgilimle buluşmaya gidiyorum. Heyecandan gözüm hiçbir şey görmüyor” demiş.
Ve tam dönüp yoluna devam edecekken tekrar dönmüş adama;
“Amca ben sevgilimle buluşmaya giderken gözüm seni görmedi. Senin gözün namaz da, beni nasıl gördü?” diye sormuş.
Aslında namaz kelimesinin doğrusu salahtır. Her an salahta olmak diye de bir kavram vardır. Yani beş vakit değil her an O’nunla olduğunun farkında olmak. Onunla olan kızgınlık, kırgınlık, mutsuzluk, sıkıntı hisseder mi acaba?
O’nunla olunmayan bir an var mıdır peki?
Doksandokuz belki de daha fazla ismi varmış. Öyle diyorlar.
Belki de her isim O’nundur. O zaman herkes dolaylı da olsa O’na inanıyordur.
Neyse…
Bizim genç içinde ne bulmuş merak ettim. Yunan Tanrılar’ının sakladıkları şu mutluluğa rastlamış olmalı. Amcam da kızgınlığa rastlamış herhalde.
İçimi biraz aradım, çok fazla his vardı. Onlarla ne yapacağımı bilemedim. Bulmaca, bulduklarımla çözülmedi maalesef. Şimdi bulduklarımı ne yapacağımı anlayacağım bir hikaye daha lazım.
Bilen var mı? Haydi anlatsın. Anlatırsan havaya karışır, bir şekilde bir zaman sonra gelir bana.
Denemeye var mısın?