Bir gün insanlardan kaçan, yalnız yaşamayı tercih eden yaşlı bir adama sorarlar:

"-Sürekli yalnız olmaktan sıkılmıyor musun?"

Yaşlı adam cevap verir:

"-Hayır, sıkılmıyorum. Eğitmeye çalıştığım iki şahin ve bir yılan var. Ayrıca iki kartal. Her gün iki tavşan sakinleştiriyorum. Bir eşeği güdüyorum. Ayrıca evcilleştirmem gereken hâlâ bir aslan var. Yapılacak çok işim var."

"-Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz! Nerede onlar?"

"-Onlar, benimle, içimde yaşayan hayvanlar. O iki şahini eğitiyorum. Gördükleri her şeye saldırmasınlar diye. İyi, kötü, yararlı, zararlı olanı ayırt etmeyi öğretiyorum onlara. Çünkü onlar benim gözlerim... İki kartal, dokunduğu her şeyi yaralıyor, parçalıyor. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden dokunmayı öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ellerim... Tavşanlar, her zaman korkar, kaçar ve saklanır. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil. Çünkü onlar benim ayaklarım... En zor kısmı, yılanı izlemek... Sıkı bir kafeste, güvenli bir biçimde kilitli olsa da her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip disiplinli olmalıyım. Çünkü o benim dilim... Eşek, herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve iş yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu benim gövdem... Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen aslanı evcilleştirmek istiyorum. Gururlu, kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. En son o aslanı da terbiye etmeliyim. Çünkü o benim egom... Gördüğünüz gibi yapılacak çok işim var. Sıkılmaya vaktim yok benim," demiş yaşlı adam.

Özetle, bir sahip gerek demiş bu hepsine. Sözünden çıkmayacakları bir sahip…

Bu hikâye, Lev Nikolayeviç Tolstoy'a ait. Hangi tarihe ve dünyanın neresine giderseniz gidin, aklıselim insanın yapacakları aynı. Doğrusu sizinle aynı.

Lev Nikolayeviç Tolstoy, aristokrat bir ailede dünyaya gelir. Ekonomik hiçbir sorunu yoktur. Fakat gençlik döneminde Kafkasya’da savaşa katılır ve burada ki halkın fakirliğine, yaşadıkları sefalete şahit olur. Bunun üzerine, 1870’lerde, derin bir ahlaki kriz yaşar. Kendi ifadesiyle, aynı derecede derin bir ruhani uyanış da bu durumu izler. Muhtemelen katıldığı bu savaş, iki şahinini eğitmesini sağlamıştır.

Çok sevdiğim bir söz var. İslamiyet, teslimiyet bilinci içinde bütünlüğü yaşamaktır, demiş birisi. Kim nerede söylemiş bilmiyorum. Fakat bu söz duyduğum günden beri bana hep iyi geldi. Parçalayarak, bölerek, ayrıştırarak zihnimi temiz tutmayı beceremedim ben. Dünyayı reddederek ve ondan koparak bütünlüğü yaşayamadım. Ne zaman ki iyisiyle kötüsüyle herkesi, her şeyi kabullendim o zaman dünyanın her yerinden güzellikler görmeye başladım. Dünya da, dünyalı bir sürü dost vardı... Hepsi bir şeye yardım ediyor, hepsi hizmetteydi bütünün hayrına. İyi de kötü de görevdeydi sadece. Yarattığı bu dünya, bu düalite var olsun diye. Bu yüzden yarattığın her şey kabulüm. Dünya’n kabulüm… Hangi topraklarda olursa olsun, aynı gökyüzünün altında, herkesle birlikte olduğunu unutmayacağım hiçbir zaman. Sahip! Herkesin başındaki tek sahip…