İnsan, dostlarını seçerken onların son durağını düşünmez. Kimse bir dosta sarılırken, “Bu kişi cennete mi gider, cehenneme mi?” diye sormaz kendine. Dostluk, hesap kitabı kaldırmaz. İyiyle kötü, doğruyla yanlış, cennetle cehennem kadar kesin çizgilerle ayrılmaz bazen.
Hayat bana öğretti ki, melek gibi yüzü olanların içindeki karanlığı da görebilirim, günahkâr denilenlerin vicdanında bir merhamet köşesi de bulabilirim. Her insan, kendi içinde cennetle cehennemin bir karmasıdır aslında. En temiz kalpli bir dostun, bir gün öfkeye yenilip kendini ateşe atması da mümkündür, en günahkârın, bir anlık pişmanlıkla cennetin kapısında durup tövbe etmesi de.
Ben dostlarımı iyi ya da kötü oldukları için sevmedim, beni anladıkları için sevdim. Aynı yolda yürüdüğüm, aynı gökyüzüne baktığım, aynı acıya güldüğüm insanlar oldular. Kimi zaman düştüler, kimi zaman ben düşürdüm. Ama dostluk, hatalarımıza rağmen yan yana kalabilmek değil midir?
Eğer bir gün cennete gidenlerin arasında dostlarım olursa, onların huzurunu sevinçle kutlarım. Ama cehennemde yanan bir dostum varsa gözlerimi ondan çevirmem. Çünkü dostluk, aynı cenneti paylaşmak kadar, bazen cehennemin kıyısında bir el uzatabilmektir.
Bu yüzden cennet ve cehennem hakkında ileri geri konuşamam. Çünkü kimsenin kaderini bilemem. Ama şunu bilirim ki, dostluk yer değiştirmez. Nerede olurlarsa olsunlar, dostlarım oradadır ve ben de onlarla bir parça kalırım.