Yeni Bir Yıl
Yeni yılın ilk günleri…
Yenilenmenin, umut etmenin, farklı deneyimler, güzel başlangıçlar için tohum ekmenin tam sırası. Tam sırası güzel niyetlerin.
Gelenekleri, ritüelleri birbirine karışmış şu çağda her fırsatta bir kutlama yapmayı sevmek lazım. İhtiyacımız var bir şeyleri bahane edip neşelenmeye, ışıldamaya. Zamana farklı anlamlar yükleyip onu ayrı kılmaya.
Biziz günleri, özel kılan veya sıradanlaştıran. Aslında her an bir hediye olsa da bunu hissetmeden yaşıyoruz çoğu zaman.
Abdülkadir Duru’nun çok etkileyici bir teşhisi var, insanın bu durumu için. Anbul adlı kitabının başında şöyle yazıyor;
“Biz şimdilik ömrünü yaşayamayan, vakit geçirmeye yer ve vesile arayan sıkıntılı insanlarız.”
Öyle…
Öyle maalesef!
Bitmek bilmeyen bir koşturma içinde geçiyor ömür.
Bu özel zamanlar bir dur işareti oluyor bazen. Biraz soluklanma zamanı. Dur ve hatırla. Gidilecek bir yerin, varılacak bir noktanın olmadığını hatırla. Her zaman zaten o varmaya çalıştığın noktada olduğunu hatırla. Dur ve aradığının kendin olduğunu, onun ise şuan ve hep burada olduğunu hatırla.
Bunu unuttuğun için ömrünü yaşayamıyorken, mal, mülk, kariyer gibi hedeflerin ulaştığında da bir tadı olmayacağı çok açık değil mi?
Durup nefesini, durup kendini dinlemiyorsun, tanımıyorsun, hatta hiç tanışmıyorsun bile kendinle.
Şimdi biraz dur.
Sakince.
Bırak elindekini, aklındakini, bırak bir kenara kızgınlıklarını, sevgini, isteklerini. Bırak bir an için hayatın sandığın, hayatını dolduran şeyleri.
Tanışmadıysan kendinle, boş ver geçiçi şeyler dilemeyi. Fakat tam zamanı niyetlerin. Yeni bir yıl senin. Gel bu sefer farklı bir şey dile;
Kendini kendinden iste.
Vakti zamanında ülkenin birinde bir bilge yaşarmış. ona her sorulanı cevaplarmış. Günlerden bir gün bu durumu çekemeyen bir adam demiş ki;
- Bilgeye öyle bir soru soracağım ki, asla cevap veremeyecek.
- Peki ne soracaksın, demişler.
- Elimde bir kelebek var. Ona ölü mü diri mi, diye soracağım. Eğer diri cevabını verirse elimi sıkıp kelebeği öldüreceğim; ölü derse elimi açıp, bırakacağım uçsun gitsin. Böylece ilk defa uygun bir cevap verememiş olacak.
Adam büyük heyecanla bilgenin yanına gitmiş ve sorusunu sormuş:
- Elimde bir kelebek var. Söyler misin, ölü mü diri mi?
Bilge cevap vermiş;
- O senin elinde!
Kelebeği tutan sensin, elinde ki kelebekte sen. Zamanı ise geçip giden bir şey sanırmışız ilerleyen, geçmez hep beklermiş oysa. Böyle onu özel kıldığın zamanlar da dilermiş o da;
Senin kendine gelmeni, kendinle tanışıp, kendini bilmeni…
Elinde ki kelebekle cevabı olmayan sorular aramak, kendin dışında ki isteklerin. Asıl dilenecek, istenecek, duası edilmeye değecek sensin.
Her şey senin elinde.
Bu yıl kendinle karşılaşmanı dilerim…