AŞK Amak- Hayal, Filibeli Ahmet Hilmi’nin 1910 yılında yazılmış edebiyat eseridir. Kitapta,  Raci adında ki kahramanımızın Aynalı Baba’yla karşılaşması, kurmuş oldukları dostluk ve Aynalı Baba’nın Raci’ye anlattığı hikayeler kaleme alınmıştır. “Raci” Arapça kökenli bir kelime olup dayanmak, dokunmak, ilgilenmek anlamına gelir. İlk anlamı ise “geri dönen” dir. Raci, içimize dokunan, merakımızın uyanıp bizi hakikati aramaya yoluna ileten, özümüze geri dönüş yolculuğunu temsil eder. Aynalı Baba’yla çıkacağı hayalin derinliklerinde yolculuk hepimizi bekleyen bir yolculuktur… Bu yolculuklardan birinde Raci kendini İran’da Temaşa Bayramı’nda bulur. Temaşa Bayramı kırk gün sürecektir. Herkes Zerdüşt’ün  huzuruna çıkacak ve imtihan verecek ona göre alnına “cennetlik “ ve “ cehennemlik” yazılacaktır. Raci imtihandan alnına cennetlik yazılarak geçer. Fakat onun evine dönmesine izin vermezler. Bir savaş başlayacak sende kılıç kuşanmalı zırh giymelisin derler. Raci silahlarla dolu bir odadan bir gürz alır ve zırhını giyinir. Savaşa katılacak diğerleriyle birlikte yola çıkar. Bir dağın eteklerinde mola verirler. Burası neresi diye soran Raci’ye “Fark Dağı “ diye cevap verir içlerinden birisi. O gün orada konaklayıp ertesi sabah,  savaşın yapılacağı meydana varırlar. Burada iki taraf belirir. Aydınlık ve karanlık. Raci aydınlık tarafında savaşacaktır. Önce Nifak ile Muhabbet çıkar meydana. Bu çarpışma üç gün sürer ve sonunda Muhabbet Nifak’ı yere serer. Karanlık Muhabbet’in karşısına bu sefer Gazap’ı çıkarır. Onlar da üç gün meydanda savaşırlar. Muhabbet tüm gücünü gösterse de sonunda Gazap onu yener. Ve Raci’ye Gazap’ın karşısına çıkacak kişinin kendisi olduğu söylenir. Karşı karşıya gelirler. Gazap Raci’ye sorar, sen kimsin? “Ben Hikmet Pehlivanım” diye cevaplar Raci. Ve çetin bir mücadelenin sonunda Gazap’ı yenmeyi başarır. Karanlık taraf, bu yenilgiye çok kızar. Meydana tüm heybetiyle beyaz bir filin üstünde yüzünde peçesi, yeni savaşçılarını yollarlar. Savaşçı meydana çıktığında aydınlık bir an irkilir. Gördükleri yiğit Nefs-i Emmâre’dir. Aydınlık taraftarlarını korku alır. Çarpışma hemen başlar ve Hikmet kısa süre içinde Nefs-i Emmâre’yi köşeye sıkıştırır. Tam kılıcını saplayacakken Nefs-i Emmâre peçesini açar. Hikmetin karşısına öyle bir güzellik serilir ki, neye uğradığını şaşırır. Karşısında donakalır. Bundan faydalanan Emmâre, Hikmet’i kemerinden tuttuğu gibi filinin üstüne alır. Ve karanlığın yanına götürür. “Hikmet’i öldürmedim onu esir aldım artık bizim hizmetçimiz” der. Onu karanlık tarafta bırakarak savaş meydana geri döner. Aydınlık, Emmâre’nin karşısına kimi çıkaracağını iyi biliyordur şimdi. Büyük bir çoşkuyla savaşçısını yollar. O yiğit meydana ejderha üzerinde gelir ve kendini şöyle tanıtır; “Ben oyum ki ezici kuvvetimden kainat titremektedir Ben oyum ki kol kuvvetim her canlıya hakimdir Ben oyum ki her kim olsa bana boyun eğer Ayağımın tozu insan sınıfının secde yeridir. Ben oyum ki insanlığın tavır ve ahlakında benzerim yoktur Yüce makamının hizmetcileri yiğitlerdir Ben oyum ki adalet terazimde bütün halk eşittir Bence şahlar ve fakirler hep birdir. Sözün kısası Hüda'nın güç ve kudretinin kılıcıyım Ben Aşk'ım ezici kuvvetimden kainat titremektedir “ Sonra Emmâre’ye dönerek; “Ey Emmâre bana karşı duracak mısın? diye sorar. Nefes-i Emmâre, ona karşı büyük bir hürmet göstererek filinden iner. Aşk’ın önünde diz çöküp; — Sen herkesin olduğu gibi benimde efendim ve velinimetimsin. Aczimi ilan ederek, secde ediyorum sana, der. Meydanda yalnız Aşk kalır. O da ejderhasından inip, Nur’a doğru yürümeye başlar. Aralarında üç adım kadar mesafe kaldığı zaman; —Ey Nur! Yalnız senin kulunum, der ve secdeye kapanır. Ardından karanlık ve aydınlık tarafın ikisine de selam verir. Ellerini semaya kaldırır. O sırada yer kürenin yarısı aydınlık yarısı karanlık olur. Alem her zaman olduğu haline geri döner. Aşk tüm savaşlardan galip çıkar eğer o Aşk Nur’un hizmetçisiyse…