Çocuk Parkı Değil, Doğada Çocuk
Modern dünyada çocukların hayatında giderek kaybolan bir şey var. O da özgürce oynayabilmek. Çocuk parkları, bu özgürlüğün en somut mekânlarından biri gibi görünse de aslında bir illüzyon yaratıyor. Rengârenk kaydıraklar, salıncaklar ve tırmanma alanları, her ne kadar çocukların oyun ihtiyacını karşılamak için tasarlanmış olsa da günümüz çocuklarının ruhundaki eksikliği gidermeye yetmiyor. Çünkü mesele, çocuk parkında vakit geçirmek değil, esasen parkta, sokakta, bahçede, yani doğanın içinde çocuk olabilmek.
Eskiden bir çocuğun dünyası sadece evle sınırlı değildi. Mahalle aralarında koşturmak, çamurdan pastalar yapmak, ağaçlara tırmanmak ya da boş bir arsada saatlerce futbol oynamak, çocukluğun doğal bir parçasıydı. Şimdi ise çocuklar dört duvar arasında, ekranların parıltılı ama soğuk dünyasında büyüyor. Teknolojinin sunduğu kolaylıklar, bir yandan bilgiye erişimi artırırken, diğer yandan çocukların fiziksel ve sosyal gelişimini sekteye uğratıyor.
Bir çocuk parkına baktığınızda, oynaması gereken yaşta çocukların eksikliğini fark edebilirsiniz. Çünkü günümüz çocukları çoğunlukla tabletlerin ve telefonların başında. Yaşadıkları apartman dairelerinden dışarı çıkmaları, bir zamanların mahalle kültüründe olduğu kadar kolay değil. Güvenlik endişesi, zamanın kısıtlılığı ve artan bireysellik, çocukları toplumsal alanlardan uzaklaştırıyor. Artık oyunlar dijitalleşmiş, doğayla bağları zayıflamış durumda.
Peki, bu durum sadece çocuklar için mi bir kayıp? Elbette hayır. Çocuklar, doğada keşfederek, deneyimleyerek öğrenirler. Bir kelebeğin kanat çırpışı, rüzgârın savurduğu yapraklar ya da bir köpekle kurulan bağ, hayatın küçük mucizeleridir. Ancak bu mucizeler ekranların arkasında kayboluyor. Bugünün çocukları, belki de geleceğin yetişkinleri olarak, doğaya yabancılaşmış, topluma uzak bireyler haline geliyorlar.
Çözüm ne olabilir? Belki de önce yetişkinlerin çocuklukla yeniden tanışması gerekiyor. Çocuğun oyun oynadığı alanın bir parkın sınırlarıyla çizilmemesi gerektiğini anlamalıyız. Parklar elbette güzel ama mesele onları sadece yapılandırılmış alanlara hapsetmek değil. Çocuklara doğanın kucağında serbestçe keşfetme imkânı tanımalıyız. Hafta sonu piknikleri, doğa yürüyüşleri, hatta bir bahçede çapa yapma deneyimi bile, onların ruhuna iyi gelecek birer adım olabilir.
“Çocuk parkı değil, doğada çocuk" ifadesi, bize bir uyarı yapıyor. Oyun alanlarını dolduran renkli yapılar yetmez. Önemli olan, çocukların o alanlarda özgürce var olabilmesi. Belki de geleceğin daha sağlıklı bireylerini yetiştirmek için, önce bu soruyu kendimize sormalıyız. Çocuklarımız gerçekten çocuk olabiliyor mu?