Felsefe, Antik Yunan’da mı Başladı?                 Toplumca kanıksanmış birçok bilgi zamanla sorgulanamaz, varlığından şüphe duyulamaz hale gelmektedir. Temeli çürük olan bir bina nasıl ki yıkılmaya mahkûmdur, yanlış bilgi de er geç yerini hakikate bırakmak durumundadır. Bu minvalde hem günlük yaşamımızdaki tevatürlerin hem de ilim dünyasında dillere pelesenk olmuş meşhur bilgilerin tekrar masaya yatırılıp incelenmesi veya detaylı araştırılması gerektiğini her daim düşünmekteyim. Zira, tarihin derinliklerinden çıkan yeni bulgular bu hakikati bir tokat gibi yüzümüze vurmakta geç kalmayacaktır. Bilindiği üzere, Arkeoloji alanında yapılan her yeni kazı, tarihî bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmakta ve o güne değin bilinen ve artık ezber haline gelen kimi gerçekleri yıkmakta pek mahirdir. Göbeklitepe’de ortaya çıkan gelişmelerin bize gösterdiği gibi insanlar, avcı toplayıcı bir gelenekten yerleşik bir düzenehenüz geçmeden önce de bu toplulukların dinî ritüeller icra ettiği artık hiçbirimiz için bir sır değil. Bu da insanların doğa, yaşam ve ölüm gibi konulara anlam yüklemelerinin çok önceye tarihlendiğini düşündürmektedir. Fakat, Göbeklitepe gibi yerler-M. Ö 10.000’li yıllara kadar uzanmaktadır- ve bu döneme ait yazılı bir kayıt (Yazı, M.Ö 3500’lere tarihlenir.) elimizde olmadığına göre felsefî bir bakış açısının o tarihlerde olup olmadığını bilimsel olarak ispatlamak pek mümkün görünmemektedir. Her ne kadar ben, felsefenin bir toplumda yer edinip edinmediğini sadece yazı bağlantısının olup olmamasına indirgemesem de durum bu vaziyettedir. Hâl böyleyken, Göbeklitepe’de büyük “T” sütunlar üzerine çizilen fresklerin her biri, dönem insanlarının bir arayışın izlerinisürdüğünün bir kanıtı değil de nedir?Sütunlar üzerindeki fresklerin her biri doğayı, gökyüzünü ya da Tanrıları anlamlandırmak adına girişilen bir sorgulamanın tezahürüdür. Kanımca bu durum, Antik Yunan’dan binlerce yıl önce felsefenin temellerinin atıldığı gerçeğini gözler önüne sermeye fazlasıyla yetecektir. Bilindiği üzere bilim, varsayımlar ve teoriler üzerinden bir hipotez geliştirerek bilimsel bir ispata ulaşıncaya kadar kesin bir iddiada asla bulunamaz. Bu açıdan bakıldığında felsefenin temellerinin Göbeklitepe’de ve M.Ö 10.000’lerde atıldığı düşüncesi şimdilik bir gerçekten öte varsayım olarak kalacaktır. Tabi, o döneme ait yeni arkeolojik veriler aksini ispat edinceye kadar. Peki, o hâlde kendimize şu soruları sormamız gerekmektedir. Antik Yunan’dan önce felsefî düşünce hiçbir topluma uğramamış mıydı? Antik Yunan’dan önce hiçbir topluluk bir arayış veya sorgulama içine girmemiş miydi? Hadi, taş devri insanı hayatını avcılık ve toplayıcılık ile yani bugünkü anlamıyla derdi maişet ile(geçim derdi)geçirmişti de tarım devrimi ile gelişen süreçteki uygarlıklara felsefî düşünce hiç konuk olmamış mıydı? Aslında tüm bu sorular bir gerçeğin tekrar ele alınması gerektiğini bize haykırmaktadır. Tam da bu noktada karşımıza “Sümerler” çıkmaktadır. M.Ö 4000’de, Mezopotamya'da ortaya çıkan Sümerler, insanlık tarihinin ilk uygarlıklarından biridir. Yazıyı, matematiği, astronomiyi ve mühendisliği icat eden Sümerler, aynı zamanda felsefenin de kurucularından biri olarak kabul edilirler. Sümer felsefesi, doğa, insan ve Tanrılar hakkındaki sorularla ilgilenirdi. Sümer filozofları, dünyanın nasıl işlediğini, insanın yerini ve Tanrıların doğasını anlamaya çalışıyorlardı. Bu sorulara yanıt ararken evren, insan doğası ve varoluşun anlamı gibi temel felsefî sorunları ele alıyorlardı. Özellikle yazının icadıyla birlikte kayıt altına alınan bilgiler göstermektedir ki, Sümer felsefesi yazılı tabletler üzerindeaçık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu tabletler, Sümer filozoflarının düşüncelerinin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Tabletler,Sümerlerin sadece Tanrılarla olan ilişkilerini değil, aynı zamanda toplumsal düzeni, etik kuralları ve insanın doğasını da sorgulamalarını içermektedir. Bu bağlamda, Sümer felsefesinin temelinde insanın varlık nedenini anlama çabası ve evrenin gizemlerini çözme arzusu yatmaktadır. Sümer tabletlerinde geçen felsefî metinlerden birine örnek verelim isterseniz: "Düşüncelerinle itaat et/ Gerçekten zeki olan kişi/ Düşüncelerinin efendisidir/ Düşüncelerinin kölesi olan kişi/ Aptaldır/ Düşüncelerinle itaat et/ Düşüncelerinle özgür ol."  (Sümer Tabletleri, M.Ö 2000.) Bu bilgilerin ışığında şunu net olarak söyleyebiliriz ki, Sümer felsefesi, kendinden sonraki tüm felsefe geleneklerine önemli bir katkı sağlamıştır. Yunan felsefesinin kurucuları, Sümer filozoflarının çalışmalarını yakından incelemişlerdir. Platon ve Aristoteles gibi Yunan filozofları, Sümer felsefesinden birçok fikir ve kavram almışlardır. Sizce de felsefe, Antik Yunan’da mı başladı, sevgili okur?