İÇİMDEKİ NEMRUT’TAN İÇİMDEKİ İBRAHİM’E Ve İbrahim ateşin ortasına düşünce ateş kenarlara çekildi. Ateşin ortasında güzel duru bir pınar oluştu. Suyun çevresi ağaçlar çiçeklerle donandı. İbrahim’de geldi pınarın yanına oturdu. Ayağındaki zincir çözülmüştü. Nemrut ise yüksek bir yere çıkmak için emir verdi. Ateşi görebileceğim yüksek bir yere bana hemen bir yer yapın, dedi. Nemrut ateşin içine baktı ve ateş ortasında pınarı ve yeşilliği gördü. İbrahim'de sağ olarak pınarın yanında oturuyordu. Nemrut gözlerine inanamadı. - Ey İbrahim, diye seslendi. İbrahim ise ona; -  Ey Allah’ın düşmanı! Ne diyorsun, diye cevap verdi. Nemrut; - Bu ateş, bu pınara ve yeşilliğe nasıl dönüştü, diye sordu. - Ateşi  yaratan bunları da yarattı, dedi İbrahim. - O Yaratanın hakkı için ateşin içinden çık, dedi. İbrahim kalkıp ateşin içinde yürüdü. Ayağını bastığı yerde ateş sönüyor çimenlik oluyordu. Nemrut; - Ey İbrahim! Senin Rab’ine konukluk etmek isterim, dedi. İbrahim; - Benim Rabbimin konuklara ihtiyacı yoktur, dedi. Nemrut askerlerine emir verdi. Atlar, develer, koyun,  sığır ve kuşları, İbrahim'in Rabbine karşı kurban ettiler. Ancak Allah hiç birisini kabul etmedi. Nemrut kurbanlarının kabul edilmediğini anlayınca, İbrahim karşısında mahcup oldu. Bu utançla İbrahim'in yüzüne bakamadı. Üç gün sarayına kapandı. Bu üç gün sonrasında, halkın kendisinden yüz çevirmesinden korkarak saraydan dışarı çıktı. Askerlerine şöyle emir verdi; - Çabuk orduları hazırlayın! Göktanrı ile savaşacağız, dedi. Yüz bine yakın talimli asker Nemrut'un önünde toplandı. Sonra bir melek, Nemrut'un yanına gelip; - Ey zavallı! Yüce Allah yarattığı en küçük kuluna bile emretse, seni de askerini de yok eder, dedi. Sonra da yüzünü göğe yükselterek; - Yarabbi, onu sana havale ediyorum, dedi. Yüce Allah yaratıklarının en zayıfı olan sivrisinek ordusuna emretti. Sivrisinekler geldiler. Her yeri çevrelediler. Nemrut’un  askerlerinin yüzleri gözleri sivrisineklerle kapandı. Atlatını ısırdılar. Atlar şaha kalktı ve askerleri üstlerinden attı. Böylece bu zalim ordu perişan oldu. Nemrut gözlerinin önünde, koca ordunun sivrisineklere mağlup olduğunu görünce sarayına kaçtı. Kapılarını sıkı sıkı kapattı. Bu kapılardan giremezler diye düşündü. Fakat Yüce Allah sineklerin en zayıfına emretti. Öyle ki bir gözü kör bir ayağı topaldı. İşte bu sivrisinek, Nemrut’un baca deliğinden içeri girdi. Önce  Nemrut'un üstüne kondu. Nemrut eliyle vurarak onu öldürmek istedi. Sinek uçtu ve bu sefer yüzüne kondu. Yüzünden kovmak için kendine vurdu. Sinek yine uçtu onun burun deliğinin  içinden girdi. Oradan beynine yürüdü. Beyninde vızıldıyordu. Nemrut bu vızıltıyı susturmak için devamlı kafasına vurup duruyordu. Sinek ona o kadar işkence ediyordu ki, ne zaman başını sallasa, sineğin beynini kemirişini işitiyordu. Sadece kafasına vurduğu an biraz olsun rahatlıyordu. Sonunda başına vurmaktan yorulup bunu yapması için  bir görevli tuttu kendine. Özel tokmaklar hazırlattı. Hafif vurana kızıyor,  kuvvetli vurmalarını istiyordu. İşte Nemrut’un sonu böyle oldu. Bir sivrisinek ömrünün sonuna kadar ona bir şey fısıldadı durdu. Ona ağır gelen tahammül edemediği bir şey. Beyninde olmaması gereken düşünceleri mi yiyip duruyordu, belki iyilik yapıyordu ona. Kimbilir. Keşke kızmak yerine dinleseydi onu biraz Nemrut. Belki bu işkence biterdi. Fakat o zaman Nemrut, Nemrut olur muydu? Nemrut değil de İbrahim mi olurdu o zaman acaba? Nemrut’tan başını eğene, kabul edene, razı gelene doğru gidilir mi?  Ama neye kime razı gelmek, baş eğmek burası işte kritik nokta… Nemrut’tan İbrahim’e doğru gidilir, gidilir elbet İçimizde! Her zaman her şey içimizde. Taptuk Emre’nin dediği gibi; “Bu yol içten içe Hiçten içe İçe içe” Gidilir mi? Gidilir gidilir.