Günaydın
Truman show filmini izlediniz mi?
İzlemeyenler için Truman, filmimizin kahramanıdır. Hayatı bir realite show içinde geçer. Yaşadığı yer kurgu, tüm çevresi oyuncudur. Doğumu, çocukluğu, gençliği ve nihayetinde evliliği, işi sahip olduğu her şey bu sahte dünyanın bir parçasıdır. Fakat Truman’ın bundan haberi yoktur.
Film Truman’ın bu sahte dünyasından mutsuz olması ve onu gerçeğe uyardıracak biriyle karşılaşmasıyla devam eder. Aslında tek bir şey söyler bu kişi kendisine;
“Yaşadığın hayat sahte Truman!”
Ardından ortalıktan kaybolur. Çünkü sahte dünyayı yaratanlar, Truman’ın gerçeği öğrenmesini istemez. Fakat Truman için uyanma vakti gelmiştir ve o gerçeğin peşine düşmüştür artık. Sonunda kahramanımız, bu yapay hayattan uyanır ve aslında koca bir stüdyo olan sahte yaşamını terkeder.
İçinizde gerçeği arayan bir şey var. Gerçek görüntüleri, gerçek ilişkileri, gerçek duyguları…
Gerçek bir yemek yediniz mi?
Zaten yemediyseniz arada ki farkı da bilemezsiniz. Sadece tad vermiyordur o yemek, hatta yaptığınız herhangi bir şey…
Gerçekten konuştunuz mu biriyle yada dinlediniz birini hiç? Gerçekten duydunuz mu sözlerini?
Etrafı gerçekten görebiliyor musunuz? Canlı mı her şey. Yoksa her sabah bir stüdyo içine mi uyanıyorsunuz?
Sahte ve gerçek nasıl birbirinden ayırt edilir.
Bir şeylerin daha doğrusu bu hayatın gerçek olabilmesinin tek bir yolu var. İnsanın kendinin gerçek olması. Sahte olandan, oyuncu olandan sıyrılması. Rolü bırakması, ezberletilmiş repliklerinden arınması ve hakikatine ulaşması.
Kendinin farkına varması, soluduğu nefesi gerçekten alması. Aklının hep başında, zihninin tam şuan burada, bu anda olması.
Gerçek bir hayat olması için yaşadığı hayatın, gerçek kimliğiyle yaşaması lazım kişinin.
Dünya denilen yer, işte bu gerçek kimliğe ulaşmak için kurulmuş bir sahneden ibarettir. Kendimizle karşılaşıp kim olduğumuzu bulmak için, rol yapan oyuncudur içinde karşılaştığımız insanlar da.
Kendimize kavuştuğumuzda onlar da rolleri bırakırlar. Gerçek olurlar. Görüntüler gerçek olur, sesler gerçek, tadı olur yediklerinin, tesiri olur konuşmalarının. Hissi olur yaşadığın hayatın. İşte bu yüzden uyanman gerek Truman!
“Uyanma vakti geldiyse bir uyandıran olur elbet!
Kimine Hızır
Kimine uçan kuş
Kimine biten ot
Kimine açan çiçek
Kimine akan su
Kimine dilsiz taş”
Taptuk Emre
“Biz şimdilik ömrünü yaşayamayan vakit geçirmeye yer ve vesile arayan sıkıntılı insanlarız” diyerek başlar, Anbul kitabı da. Peki nasıl bunun tersi bir hayat yaşayacağız, nasıl uyanacağız? Kendimizi nasıl bulacağız? Nasıl gerçek olacağız?
Kitabın yazarı Abdulkadir Duru, adında saklamış bu soruların cevabını. Hem saklamış hem de ifşalamış!
An Bul.
An’da bulursun.
Kendini mi arıyorsun, anın içinde bulursun. Bak bakalım kim varmış orada?
Bulanlara günaydın!
Bulamayanlara, hala uyuyanlara ise Truman filmin son sahnesinde şöyle diyor;
Olur ya belki görüşemeyiz. Bu yüzden iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler!