HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ 7 Türk musikisinden bahsederken devrinde musikide bir ekol olan III. Selim ekolü ile anılan Sultan III.Selim’den bahsetmezsek olmaz. 1761 yılında doğan Selim’e , babası III.Mustafa onun öğrenimine özel bir ilgi göstererek ilim , edebiyat ve sanatta bilgi sahibi olması için her türlü imkanı sağlar.1789 yılında III.Selim Osmanlı tahtına oturur.Yirmi yıllık sanat döneminde şehit edilinceye kadar yıllarını, musikinin zirvesinde olanlar, Sadullah Ağa, Arif Mehmed Ağa, Tanburiİzak, Abdülhalim Ağa Hamam-ı zade İsmail Dede gibi büyük ustalarla geçirir.III. Selim’in musiki hocaları Kırımlı Ahmed Kamil Efendi (küçük yaşında İstanbul’a gelerek akrabalarının aracılığı ile Enderun’a alınmış ve burada yetişmiştir.) ve Tanburi Ortaköylü İzak’tır.Bir gün huzurda icra edilecek Küme Faslına geç kalan İzak’ı harem ağaları içeri bırakmamışlar ve biraz incitmişlerdi.Perde arkasından bu hali gören padişahin fena halde canı sıkılmış ve “senin gibi binlerce köle bulurum ama İzak gibi bir üstad bulamam” diye harem ağalarını fena halde azarmıştı. III.Selim’in bir bestekar olarak eserleri okundukça etrafındaki musikişinaslarınbitaraf olarak mütalaa ve tenkidlerini bekler, hatta bu hususta dalkavukluğu pek canını sıkarmış. Padişah Şevk-u tarab makamında ve zencir usulündeki (120 zamanlı en büyük usuldür) bestesinin zemin kısmında  (4 lü güftenin 1. Satırına verilen isimdir) fahte usulü bitince asma bir karar verdikten sonra çenber usulü ile yeni melodi başlar.Buzencir usulünün kaidelerine tersdir.Hanendeler ve sazendeler şevk-ü tarab faslı icra ederler. Beste okunur okunmaz III. Selim durmalarını işaret eder.Herkes şaşkındır ve çekinir.Bu eserde aksayan neydi diye sorar. Sonra da ısrar edince Vardakosta Ahmed Ağa söze başlar.Bestenin usul ilgili kusurunu açıkça anlatır. Eserin bestekarı III. Selim doğrusu orasının bende farkındayım lakin o nağmelerin başka bir şekilde ifrağı (şekil vermek) mümkün olmamıştı.Yoksa usul ve kaideye aykırı olduğu malumdur.Bununla beraber “ihtarınız mucibi memnuniyet olmuştur, ne ise devam ediniz” der. III.Selimisfahanek-i cedid, hicazeyn, şevk-i dil, arazbar buselik, hüseyni zemzeme, rast-ı cedid, pesendide, neva kürdi, suzidilara, şevkefza birleşik makamlarını meydana getirmiştir. Bu makamlardan muhtelif şekilde eserle vücuda getirmiştir.Şarkı formundaki eserleri de ses sanatının her bakımdan en veciz en orijinal örneklerdir.Suzidilara peşrevi ve bu makamdan iki beste, ağır ve yürük semailer ile saz semaisi, klasik musikimizin en güzel bir takımını teşkil eder. Musikimizde notanın en büyük eksiklik olduğunu yakından hisseden III.Selim, Türk musikisinin bilimsel yönünü inceleyen herkesten faydalanmanın yollarını aramıştır.Bir yandan HamparsumLimonciyandan bir nota bulmasını isterken bir yandan çağdaşı olan Ali Nutki Dede ile Nasır Abdülbaki Dede’lerle dostluk kurmuş, onlardan bu konuda yardım istemiş ve iltifatlarını esirgememiştir.Bu sayede “Hamparsum notası” bulunarak pek çok musiki eserimiz unutulmaktan kurtulmuş, Nasır Abdülbaki Dede’de büyük babası Nayi Osman Dede’ninbulduğu notayı geliştirmiş ve padişahın Suzidilara Peşrevi daha bazı eserleri notaya alarak kendisine sunmuştur. Türk musikisine böylesine hizmet etmiş III.Selim’in Batı musikisi hevesi artmış ve farkına varmadan ileride Türk musikisinin sarayda geri plana itilmesinin ilk adımlarını atmıştır. 1793 yılında Sadabad dönüşü (Lale devri olarak adlandırılan bir dönemin en başta gelen Kağıthane Deresi’nin iki yakasında eğlence ve gezinti yeri) Topkapı Sarayı’ndaki Şevkiyye Köşkü’nde “Frenk Rakkaslarını” daha sonraları da “Opera Heyeti”ne temsiller verdirerek Batı musikisinin saraya giriş kapısını açmıştır. Merakından Batı musikisine heves eder ama o heves ileride Türk Musikisine büyük darbe vuracaktır.Hele Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarından itibaren Türk Musikisi devletin kurumlarında “kakalı çocuk” gibi itilmeye başlanır.İleride detaylı açıklanacak. Kaynak: Dr.Nazmi ÖZALP – TRT Yayını- Türk Musikisi Tarihi-1. Cilt