1907 yılının bir sonbahar günü Padişah Ambülhamid, Cemil Bey’i dinlemek ister. Atlı araba ile Saray Çavuşunu görevlendirerek Cemil Bey’i saraya getirmesini ister. Araba, Cemil Bey’in Kâtip Muslihiddin Sokağındaki evinin önünde durur. Saray Çavuşu dışarıdan; “Padişah Efendimizin emriyle Cemil Bey’i saraya götürmek üzere geldim. Aceledir, hazırlansınlar. Birazdan bir araba gelip alacak” diye yüksek tonda seslenir. Cemil Bey’in eşi Saide Hanım; “Evde yoktur” diye cevap verir.
Çavuş; “Ne söylediğimi iyi anlayamadınız herhalde. Tereddütünüzü anlıyorum ama korkulacak bir şey yok” der.
Cemil Bey, Vasil Efendi’nin hastalığını öğrendiği için önce Vasil Efendi’yi ziyaret eder sonra da Atıf Bey ile buluşup şehirden uzaklaşarak kırlara, bayırlara taa Rami Köyüne giderler. Akşam üstü Saraydan Yaver gelir. Cemil Bey’i sorar. Halbuki Cemil Bey Atıf Bey ile Nişantaşı’ndaki Konağa dönerler. Böylece, yaver de eli boş döner.
Biraz dinlenip Cemil Bey kemençe ile uşşak peşrevi çalar. İkinci haneye başlamadan, hizmetli biraz telâşla; “Efedim, Saray Çavuşu geldi. Cemil Bey buradaymış, söyleyin Saraya götürmeye geldim dedi” der. Çavuş; “Tanbur ve kemençeyi birlikte getirsin” diye ilave eder.
“Saraya götüreceğim” sözünü duyunca Cemil Bey’in canı sıkılır. Mecburen arabaya biner. Sarayın kapısında bekleyen görevliler Cemil Bey’in arabadan inmesine yardım ederler. Yaverle dikkat çekmeden sessizce ilerler. Haremlikte ve selâmlıkta fısıldaşmalar olur. Bütün Devlet Erkânı parlak kıyafetlerle tam bir tören düzeninde beklemektedirler. Paravanın ardından Abdülhamid’in kalın sesi duyulur; “Merakta kaldık Cemil Bey, hoş geldiniz” der.
Cemil Bey, temenna ile selâmlayıp bekler. Abdülhamid; “Rahatınıza bakın Cemil Bey” der.
Cemil Bey’in ruh yapısını ve huyunu önceden öğrendiği için, yaverine; “Mısırlıyan’ın Sultani Marşını rica ettiğimizi, âdabı erkân dahilinde kırmadan söyleyin” der. Yaver iletir.
Cemil Bey; “Fasıl olmayacak mı?” diye sorduğunda, yaver; “Yapıldı, bitti efendim. Padişahımız ve misafirler yalnız sizin için buradalar” diye cevap verir.
Saray Piyanisti ile piyanonun başına giderler. Cemil Bey’e piyanist eşlik eder. Marş bitince Sultan Ambülhamid; “Aferin Cemil Bey. Kemençede bu pek güçtür” diye takdir eder. Cemil Bey, Rıza Efendi’nin Tahir Buselik Peşrevini çalar. Sonra, Garip Hicaz taksimi yapar. Padişah çok etkilenir ve hüzünlenir. Yaver, Cemil Bey’in kulağına eğilip; “Padişahımız çok hüzünlendi mümkünse biraz neşeli bir şeyler çalar mısınız?” diye rica eder. Cemil Bey, kemençe ile “çocuk ağlatır, Fatmaanım” dedirtir. “Yangın var” diye çalar. “İtfaiye borularını, kurt ulumalarını” çalar. Padişah neşelenmiştir. Cemil Bey’in müthiş kabiliyetine hayran kalmıştır.
Cemil Bey’in dairedeki görevi Başkâtipliğe, aylığı 10 liraya yükselir. Yalnız Padişah yetkisinde olan ikinci dereceden de Mecidi Nişanı verilir. Ayrıca 300 altın ile de ödüllendirilir.
Saray arabası Cemil Bey’i Nişantaşı’ndaki konağa geri getirir. Araba konağın kapısında durur, Atıf Bey karşılar. Saraydaki olanları Atıf Bey’e anlatır. Sabah evine döner. Saide hanım uykusuz geçirdiği gecenin ardından Cemil Bey’i görünce kâbus biter.
DEVAM EDECEK
Kaynak: Ecz. Emin Akan: Tanburi Cemil Bey.
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TAHİRİ - 2. Cilt (TRT Yayını)
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ - 1. Cilt (M.E.B.)
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ -7. Cilt (T.D. Vakfı Yayını)
TÜRK ve DÜNYA ÜNLÜLERİ ANSİKLOPEDİSİ - 3. Cilt