Hatıralarla Türk Musikisi (68)
Tanburi Cemil Bey (20)
Cemil Bey’in annesi Zihniyar Hanımın Âdile Sultan Sarayından arkadaşı Eflâknur Hanım da saray dışından evlenir, çoluk çocuğa karışır. Cemil Bey’in evlenme konusu ortaya çıkınca Zihniyar Hanım’ın aklına, Eflâknur Hanım’ın kızı Saide gelir. Saide, büyümüş, serpilmiş güzel bir kız olmuştur. Saide’yi Cemil Bey ile evlendirmeyi kafasına koyar.
Cemil Bey’in evinin karşısında İhsan Bey ve kemençe çalan kızı Nefise oturmaktadırlar. Arada dar bir sokak vardır. Pencere açık olduğu zaman kemençe sesini çok duyuyordu Cemil Bey.
Mustafa Paşa’nın Konağından çıkan Cemil Bey, sokakta yürürken komşuları İhsan Bey ile karşılaşır. Yaşlanmış ve bitkin vaziyetteki İhsan Bey; “Cemil Bey oğlum, evlerimiz karşı karşıya ama sokakta karşılaşırsak görüşüyoruz” diye sitem eder. Cemil Bey, Nefise’yi sorar; “Pek kemençe sesi gelmiyor. Bıraktı mı yoksa?” diye sorar.
Halbuki Nefise Cemil Bey’i sevmektedir. Kimseye belli etmez. Âdeta hayata küsmüştür, hastalanır. Belediye Daire Başkanının oğluna isterler. Zoraki rıza gösterir. Aslında günlerce “olmaz” diyen Nefise’yi kimse anlamaz. Söz kesilir ama Nefise sözü bozar. Yatağa düşer. Aslında Cemil Bey de işin farkındadır. Çünkü Nefise ile Cemil Bey arasında duygusal ilişkiler vardır.
Günler geçer, Mahmud Celaleddi Paşa’nın Defterdarı Nazım Bey, konağında musiki toplantısı yapar. Toplantıya başta Mustafa Paşa, Cemil Bey, Vasil Efendi ve diğerleri katılır. Gecedeki musikinin ve sohbetin ağırlığını Celaleddin Paşa’nın eserleri ve hatıraları oluşturur.
Günler sonra Yakacık’ta pehlivan güreşine Atıf Bey ile birlikte giderler. İstanbul’un sayılı zurnacılarından Arap Mehmed, Rumeli havalarını öylesine güzel çalar ki Cemil Bey, duyduğu yeni melodilerin üstünde ısrarla durur. Bu eserlerin böylesine güzel tavırla zurnadan başka sazla çalınamayacağını ve etki yapamayacağını görür. Kartal’a inerler. Cemil Bey zurnanın etkisine öylesine girmiştir ki zurna satın alıp, Arap Mehmed’den dinlediği zurnadan çıkan motifleri, melodileri tanburla, kemençe ile çakarmaya ve o tavırda çalmaya çalışır. Zurnadaki gibi aynı çeşniyi, lezzeti bulamaz. Ertesi gün, Sulukule’ye gider, zurnacı Arap Mehmed’i bulur. Arap Mehmed, İstanbul’un efsane sanatçısının kendisini derme çatma evinde ziyaret etmesine şaşırır.
Cemil Bey; “Zurna öğrenmeye geldim” deyince Arap Mehmed, Cemil Bey’in şaka yaptığını zanneder. Cemil Bey; “Şaka değil. Bir arkadaşımla bir haftada iki-üç parça çalıp dinletmem lâzım” der. Arap Mehmed; “Aman beyim, hemen olmaz bu iş. Kırk beş yaşımdayım, yallardır çalarım. Yine de çok yerde kafa tutar bu meret” dediyse de Cemil Bey ısrar eder. Arap Mehmed, zurna ile ilgili lâzım olan temel bilgileri verir. Verilmek istenen parayı Arap Mehmed; “Aman beyim, Allah çarpar beni. İstanbul’un en büyük sanatçısının bu fakirhaneyi şereflendirmesi, hazine bağışlanması kadar değerlidir” diyerek para almaktan imtina eder.
Cemil Bey eve gidince, önce zurnadan ses çıkarmaya ve ardından parmaklarını zurnanın deliklerini kapatarak çalmaya çalışır. Annesi gürültüye dayanamaz. “Aman oğlum, bunu nerden çıkardın, çalacak başka şey bulamadın mı?” diye söylenir. Atıf Bey de evde zurna sesinden sıkıntılıdır. Çare olarak Topkapı Surlarının dışına çıkıp çalmaya uğraşırlar. Hatta Cemil Bey, bir aya yakın bir süre tanbur ve kemençeyi unutup, meydan konserlerinde zurma dinlemeye gider. DEVAM EDECEK
Kaynak: Ecz. Emin Akan: Tanburi Cemil Bey.
Dr. Nazmi Özalp: TÜRK MUSİKİSİ TAHİRİ 2. Cilt (TRT Yayını)
Yılmaz Öztuna: BÜYÜK TÜRK MUSİKİSİ ANSİKLOPEDİSİ-1. Cilt: 1 (M.E.B.)
Nuri Özcan: İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ-7. Cilt (T.D. Vakfı Yayını)
TÜRK ve DÜNYA ÜNLÜLERİ ANSİKLOPEDİSİ-3. Cilt