HATIRALARLA TÜRK MUSİKİMİZ 5 1842-43 mevsiminden itibaren İtalyan bir cambaz olan Bosko ve Suriyeli Mihail Naum, Beyoğlu’nda İtalya’dan getirilen topluluklarla operalar sahneye konulmaya başlar. 1848’de sarayda şan, saz, orkestra koro ve dans çalışmalarına katılan altmış dolayında musiki bulunuyordu.Abdülmecit Batı sahne sanatlarına duyduğu merak ve ilginin bir sonucu olarak Dolmabahçe Sarayı’nda özel bir tiyatro yaptırır.1859’da üçyüz kişilik yabancı tiyatro sanatçılarınca oynanan opera ile açılır. Fransızca (müzik), İtalyanca telaffuzuyla (muzika) zamanla bozularak “mızıka” halini alır. İtalyanların tanıttıkları terimlerden birisi olan “Türk tarzı” anlamındaki “alla turca” terimi de bu arada çok yanlış bir biçimde Türkçe’ye yerleşir.Bu yanlışın yerleşmesindeki gariplik, İtalyanların getirdikleri terimin saraydaki Türklerin hiç yadırgamadan benimsemiş olmalarıdır.Abdülmecit bununla da yetinmez, saraydaki musiki faaliyetlerine yalnızca kadınlardan oluşan fanfarlar (yalnız alaşımlı nefesli çalgılardan oluşan takım ) ve orkestra takımı kurar.Ancak Tanzimat boyunca sarayda Batı  musikisi Klasik Türk Musikisi karşısında büyük çoğunlukla “hafif” ürünleriyle yer alır. Tanzimat halka daha çok açılma olduğu gibi dünyevi hazların eğlencenin kolay sanatın rağbet kazandığı dönemdir. Yılmaz Öztuna’nın yazdığı gibi Türk Musikisi göz kamaştırıcı bir geçmişe sahipti.En büyük temsilcilerinden Dede Efendi henüz hayatta iken, Türk Musikisi zevkide batınınkine hayli aykırı bulunuyordu.Bugün de böyle.Üstelik Türk Musikisi birçok doğu milletlerinin musikisine tesir etmiş, bazen onları silip süpürerek yerine geçmiş bir sanattı. İşin aslıda kültür farklılığından kaynaklanmaktadır.O zaman KÜLTÜR nedir? Sorusu akla geliyor.Abdülkadir Duru “İyi Sorun Sağlam Cevap Alın”ın birinci cildinde Kültürü şöyle tarif ediyor; “İnsan aleminin baştan sona toplumsallığını bilimsellik ışığında ve şahsiyet çizgisinde götürecek kesinleşmiş örf ve adetlere kültür deriz.” İnsanca yaşama çizgilerinin adetleşmesidir. “Öz yapısına uymayan tutum ve davranışları adetleştirmek ise yine adettir.”İnsanlar alıştığını kolay kolay terk etmez.Ama ona kültür denmez, adet denir.” 4. Ciltte şöyle açıklama yapmış;” Kültür doğuş, şeref de yaşıdır. Kültür tamlığı şeref tamlığıyla görünür. Birbirinden  ayrı değildir. Doğuşu ve yaşayışıdır.” “Bu arada ekonomik oyunlar ilerledi ve kültür, ekonomik düşüncelerin istilasına uğrayıp kayboldu” diyor, sayın DURU. İstanbul’da sarayın öncülüğünde yabancı kültürün etkisiyle padişahlar başta İtalya’dan opera ve tiyatro sanatçılarını getirip gösterileri için saray hazinesinden yüzbinlerce altın harcamakta beis görmediler. Halbuki II. Mahmud, Dede Efendi’den Ferahfeza Makamında ayini şerif bestelemesini istemiş, Dede Efendi de Mevleviler arasında pek görülmeyen bir şeyi de bestelemişti.Dede “diğer ayinlerimi hep şeyhlerimin emr-ü tarifleri mucibince bestelemiş idim, Ferahfeza’yı ise padişahın emriyle bestelediğim için o kadar ruhlu olmadı.Onlardaki zevk ve neşeyi Ferahfeza’da bulamıyorum.” Diyerek durumu pek sindiremediğini belirtiyordu. Hele Abdülmecit padişah olunca ki kendisi hep Batı musiki kültürüyle yetişmiştir.” Saraydaki yaşayışın birdenbire alafrangalaşması” Batı musikisi merakı içindeki yeni padişah zamanında Türk Musikisinin bir önceki dönemden de çok farklı olarak ancak kuru bir resmiyetle varlığını sürdürür hale gelmesi, Dede’nin çevreden soğuyup uzaklaşmasına yol açar. Yeni padişahın bir Türk beğenisinden yoksun oluşu Dede’nin gözünden kaçmaz. Öğrencileri Mutafzade Ahmed ve Dellalzade İsmail Efendilerle padişahtan izin isteyip Hacca gitmeye karar verir. Abdülmecit’in kendisinden hiçbir sanat değeri taşımayan, sıradan birtakım şarkılar ve türküler isteyişinden yakındığı Dellalzade’ye İstanbul’dan ayrılmadan önce “Artık bu oyunun tadı kaçtı” sözü yalnızca bir musiki üslubunun ve geleneğinin sarsılmaya başlamasının değil, aynı zamanda Dede’nin kişisel dramını yansıtması açısından da anlamlıdır. Kaynak: Tanzimattan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi (39. Fasikül) Abdülkadir DURU-İyi Sorun Sağlam Cevap Alın 1.4.7. Ciltler