HATIRALARLA TÜRK MUSİKİSİ 20
HOCA ZEKAİ DEDE EFENDİ
Mehmed Zekai Dede, İstanbul’un Eyüp semtinde 1824’de doğar. KalenderhaneDergahı’na bitişik olan taş mektepte öğrenimine başlar. Amcasından hıfza, babasından yazı dersleri alır. 19 yaşında hafız olur. Babasından hattatlık icazeti alır. Bir yandan da Eyüp de bir yalıda oturan Hoca Ali Efendi’den medrese dersleri alarak İslami ilimleri öğrenir. Eyüp’teki yazlığında oturan Hidiv Said Paşa’nın oğlu prens Mustafa Fazıl Bey, Zekai Dede’yi yakından tanır ve takdir eder. 1845 de Mısır’a götürür ve 2 yıl kalır. Hocası Eyüplü Mehmet Bey Dede Efendi’nin konağına Dellal-zade ile haftada üç gün eserler geçmektedirler. Zekai’nin kabiliyeti Dede Efendi’nin kulağına gider. Dede, Mehmet Bey’e “yeni çırakların varmış pek methediyorlar, gelecek hafta getirsen de dinlesek” der. Bunun üzerine Mehmet Bey Zekai Dede ile diğer talebesi Hafız Hamdi Efendi’yi Dede’ye götürür. Dede ikisini de dinler, beğenir. Zekai Dede’den yalnız başına bir şey okumasını ister, Zekai de okur. Dede Efendi “Oğlum artık bundan böyle hocan ile her vakit meşke gel, hafta da bir gün de yalnız gel “diye takdirini belirtir. O sırada Mehmet, Suzidil makamında iki beste besteler. Dede’nin huzurundaöğrencileri başarılı bir şekilde okurlar. Dede, Zekai Dede’ye Suzidil ağır semai’yi “sen bestele” diye arzusunu bildirir. Zekai Efendi ağır semai besteler ve önce hoca Mehmet Bey’e dinletir. Daha sonra Dede Efendi’nin huzurunda bestelediği ağır semaiyi icra eder. Dede çok beğenir. Böylece Zekai Efendi, Dede’nin sayılı seçkin bir talebesi olur.
Suzidil makamındaki;“Dil hasret-i vaslınla nalan, gel efendim” güfteli ağır semai, Zekai Efendi’nin ilk bestesidir. Mustafa Fazıl Bey’in konağında okuduğu Mevlit çok beğenilir. Mustafa Fazıl Bey, Zekai Efendi’yi musiki muallimi olarak hizmete alır. Daha sonra vezirlik makamına gelince de Zekai Dede’yi ölünceye kadar yanından ayırmaz. İkinci defa Mısır’a giden Zekai Dede, İstanbul’a döndüğünde, Dede Efendi hac için gittiği Hicaz’da koleradan vefat etmiştir, çok üzülür. Zekai Dede, Hamam-ı zade Dede Efendi’nin sanat yolunda açtığı çığıra kendi kabiliyet ve istidadından doğan bir anlayışla ritm, melodi, şekil olarak bir takım yeni buluşlar ve özellikler katar. Özellikle Hicazkar bestesinde görülür. Hicazkar yürük semai ile Ferahnak beste tam bir klasik form anlayışı ile besteler. Zekai Dede, eser çokluğu bakımından üstadı Dede Efendi’den sonra birinci dereceyi alır. Musikimizin dini ve din dışı alanlarında, çeşitli makam ve usullerde ayin, nakış, ilahi, durak, kar, beste ve şarkı gibi yüzlerce eser besteler. Dini eserlerindeki mistik heyecanla, din dışlı eserlerindeki sanat anlayışı ve duyuşunu birbirine karıştırmamış ve diğerinden ustalıkla ayırmasını bilir ve başarılıdır.
Zekai Dede, “üstatlık” mertebesine ulaşmış bir “hoca” bestekardır. Günümüze 260 kadar eseri gelmiştir. Bunlardan 117 tanesi oğlu Ahmet Irsoy ve Suphi Ezgi, İstanbul belediye konservatuvarı aracılığı ile yayınlanır. Klasik musikimizi son üstadı olan Zekai Dede’nin çok hızlı beste yaptığını oğlu Ahmet Irsoy anlatmıştır. Nota bilmesine rağmen bilmez görünür.Notaya sıkı sıkıya bağlı olmadığına inanır.
Zekai Dede, eski ve değerli musiki eserlerimizi en doğru şekliyle bilmesi sayesinde, bunları yetiştirdiği öğrencilerine öğreterek bu alandada büyük hizmet sunmuştur. Başlıca öğrencileri:Oğlu Ahmet Irsoy, Beylikçi-zade Ali Aşki Bey, Hüseyin Fahrettin Dede, Şevki Bey, Ahmet Avni Konuk, Dr. Suphi Ezgi,Dr. Arif Ataergin, Muallim Kazım Bey, Ahmet Rasim Bey ve kısa bir süre için Rauf Yekta Bey’dir.
Bestelediği eserler;
Suzidil Ayini, Maye Ayini, İsfahan Ayini, Suznak Ayini, Saba Ayini.
Mersiye, durak, tesbih, ilahi, savt olmak üzere 122 eser
Kar, beste, semai olmak üzere 95 büyük form eser,40 kadar şarkı.
Mesela “Ey hüsn-ü cemal aleme sen darb-ı meselsin” hüzzam fazlının orta aksak usulü olarak sengin semaiden sonra okunan vazgeçilmez bir eserdir.
Kaynak: Rauf Yekta-Esatiz-i Elhan-Pan Yayını
Dr. Nazmi Özalp -Türk Musiki Tarihi (TRT)
Nuri Özcan-İslam Ansiklopedisi
Tarık Kip -TRT Türk Sanat Musikisi Sözlü Eserler Repertuarı